Her şeyin en güzeli Ramazan’a saklanırdı
Dil bilimciler Ramazan sözcüğünün kökeni konusunda tam bir görüş birliğine varmış değiller. “Özellikle yaz günlerinde güneşin sıcaklığının taşı, toprağı etkilemesi”, “gün içindeki ısının fazlasıyla artması” ya da “sıcak nedeniyle oldukça kızmış taş ya da benzeri yerde yalınayak yürünmesi nedeniyle ayak tabanının yanması” anlamları için kullanılan “remez” sözcüğünden türediğine inananların sayısı hayli fazla. İslam dünyası kutsal Ramazan ayını dünyanın her yerinde kutlamaya başladı bu hafta… Arabistan ve çevresinde şiddetli sıcaklar sırasında yeryüzünün oldukça ısınmasının "oruç tutanların günahlarını yakıp yok ettiği" inancı, İslamiyet'in ilk yıllarında yaz mevsimine rastlayan oruç ayına Ramazan adının verilmesine neden olur. Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçünün ikinci yılında oruç ‘farz’ kılındı. Müslümanlar 1386 yıl önce ilk kez oruç tuttular, bazı yıllarda Hicri Takvimin Miladi takvimden kısa olması sonucu iki kez Ramazan Bayramı kutlandı, her yıl Ramazan 10 gün önce geldiğinden içinde bulunduğumuz yıllarda bu kutsal ay yaz sıcaklarına yani gerçek anlamına da ulaşmış oldu. Bu yıl da Ramazan yaz ayına rastladı, önümüzdeki 8-9 yıl boyunca Ramazan hep sıcak aylara denk gelecek.
Bal hasadı başlarken...
Çiçek balı hasadı başladı. Antik çağdan bu yana hem ilaç, hem gıda olarak baş tacı edilen balın faydaları o kadar çok ki... Temmuzun son haftasıyla birlikte bal üreticilerinde bir hareketlenme başlar ki sormayın, hasat heyecanı yaşanacaktır artık. Yazın ortasıdır ama pamuk balı, ayçiçeği balı gibi erken üretim ballarla sonbaharın nispeten erken geleceğini düşünen Kuzeydoğu Anadolu'da kovanlardan petekler çıkarılır, ballar süzülür. Kovanlar toplanmaya başlanır. 15 gün sonra üzüm bağlarında, ekim sonunda da zeytin tarlalarında duyulacak bir heyecandır bu...
Balın tarihi insanoğlu kadar eski...
Issız ve lezzetli Ege adalarında
Kavala'nın açıklarındaki Taşoz'dan başlayarak Kaş'ın 'gözü' gibi duran Meis'e kadar uzanan Ege adalarının içinde ıssız ama ıssızlığıyla ters orantılı olarak çok ama çok lezzetli adacıklar var... İşte, o küçük adalarda nasıl tatil yapılır rehberi.
Yunanistan krize girince bazı Alman gazeteleri 'Adalarını satsınlar, borçlarını ödesinler' diyerek Yunanları çileden çıkarmıştı ya; işte sözü edilenler bu adalardır. Kış nüfusu bazen 50-60 kişiye kadar düştüğünden, yaz nüfusu birkaç bin kişiye ulaşınca 'Bu yaz amma da kalabalık olduk' diye dertlenir ada sakinleri... Nedim Atilla
Türkiye'nin peynir durakları
Gastronomi turizmi Türkiye'de hak ettiği yeri bulacaktır. Bunun için ideal adreslerden biri de Kuzeydoğu.Gastronomi için hayati önem taşıyan peynirin dünyasına yolculuğa ne dersiniz?
Reklamdaki slogan doğru mu bilmiyorum; yani hepimiz gerçekten tatil için mi çalışıyoruz? Bu tartışılır, ama insanın zaman zaman ya da yılın belli dönemlerinde mekan değişikliği yapması nereden bakarsanız bakın bir ihtiyaç. 'Tatil' deyince, bizim ülkemizde akla sadece yaz ayları gelir. Denize girmek, güneşin altında sere serpe yatmak, kumlara bulanmak... Oysa Halikarnas Balıkçısı, 'En iyi dinlence, uğraş değiştirmektir' dermiş. Son yıllarda Bodrum, Çeşme ve Alaçatı'da bile Balıkçı'yı haklı çıkartacak tatil anlayışının yavaş yavaş yaygınlaşmaya başladığına şahit oluyorum.
Dinlendiren değil belki biraz yoran ama hikayesi olan 'farklı' tatiller... Bu tatillerde artık sırtüstü yatmak yok. 'Her şey dahil' sisteminde plastik lezzetlere mahkum olup sahil kıyılarında bütün gün yatanlara bir sözümüz yok. Öyle ya, keyif onların keyfi. Ancak bilmeliyiz ki tatilden tat almanın da birçok yolu var. Tatil yapmaktan 'uğraş değiştirmeyi' anlayanlar için ülkemiz gerçekten bir nimet. Raftingden balon gezilerine, sörften doğal hayat gözlemciliğine, kayak yapmaktan yayla turlarına... Nedim Atilla
Vadim o kadar yeşildi ki...
Denizli'nin Güney İlçesi'nde tesis edilen bağlar, bugün dünyanın en iyi bağları ile hemen her açıdan rekabet edebilecek düzeyde...
Yurtdışında yaşayan ama tatil için ülkemize gelmiş dostlarımıza ya da yabancı konuklarımıza birkaç yıldır oynadığımız masum bir oyun var... Denizli'nin Güney İlçesi'nde üretildiğini bildiğimiz bazı kırmızı ve beyaz şarapları, etiketlerini okumadan tattırıyoruz; onlardan da nerede üretildikleri hakkında fikir yürütmelerini istiyoruz. Türkiye tam bir ithal şarap cenneti olduğu için, dostlarımız 'Toscana' veya 'Napa Vadisi' gibi yakıştırmalar yapıyorlar. Şişelerin etiketlerini okuyup da şarapların Anadolu'nun göbeğinden, Denizli'nin Güney Vadisi'nden geldiğini öğrendiklerinde sohbet iyice güzelleşiyor, keyifler daha bir yerine geliyor. Bu bağlamda eşi-dostu bu güzel ve bereketli vadi hakkında bilgilendirmek de pek hoş oluyor.
Yabancı konuklarımıza Güney'i anlatırken, sözü 1939 yılında İngiliz romancı Llewellyn tarafından yazılmış olan ve Galli madencilerin yaşamını anlatan, daha sonra da sinemaya uyarlanan 'Vadim O Kadar Yeşildi ki' romanına getiriyoruz.
Nedim Atilla
Türk zeytinyağının kıymetini dünya yavaş yavaş anladı...
Ne kadar ödül alırsan al, dünyanın en iyi yağlarını ürettiğinden emin ol, ama memleketinde kıymetin bilinmesin! Sevincimiz buruktu bu yüzden...
Bu hafta zeytin ve zeytinyağı dünyasından iyi haberler var... Geçen hafta cuma günü sabaha karşı (saat 04:30'da), TBMM'nin görüşmeleri bittiğinde, derin bir 'Ohh!' çekti zeytinin gerçek dostları... Yıllardır bıkıp usanmadan olduğu gibi ve bir kez daha, zeytin alanlarının madencilik ve enerji yatırımlarına açılması Meclis gündemine getirilmişti. Ancak sevinerek söyleyelim ki 'akıl' galip geldi. Zeytincilik Yasası'nda yapılacak değişiklikle, ülke zeytincilik sahalarının daraltılmasının Avrupa Birliği müktesebatına da uygun olmadığından hareketle ve TBMM'deki üç partinin de anlaşmasıyla yasa çıkmadı, çıkamadı. Bizler de 'Zeytin ve zeytinyağı dostlarının gözü aydın...' dedik.
Tam bu yasa Meclis'in gündemindeyken, Batı Anadolu'da üretilmiş yağlar da dünyanın gündemindeydi ve peş peşe önemli ödüller aldı. Ancak olup bitenleri takip etmemize rağmen, ne yazmak içimizden geldi, ne de sevinmek... Ne kadar ödül alırsan al, dünyanın en iyi yağlarını ürettiğinden emin ol, ama memleketinde kıymetin bilinmesin! Sevincimiz buruktu bu yüzden... Nedim Atilla
Sakin Şehir'de koyun-keçi panayırı
Dünya, etiyle sütüyle keçinin peşine düşmüş; biz ise sahip olduğumuz değerin farkında değiliz. Koyunda da durum pek farklı değil. Bu hassas konuda ya koyun gibi kaderimize razı olacağız ya da keçi gibi inatçı olup küçükbaş hayvancılığı geliştireceğiz.
Seferihisar, ülkemizin ilk 'cittaslow'u, yani ilk Sakin Şehri... Sırada başka güzel kasabalarımız da var 'sakin' olmaya aday... Geçen hafta sonu 'İzmir Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği'nin öncülüğünde, Seferihisar'ın yanı sıra Mordoğan ve Karaburun belediyelerinin de desteğiyle bir güzel panayır yaşadık. Koyun ve keçinin etiyle ve sütüyle yaşamımızdaki önemine dikkat çekmek için düzenlenmişti bu panayır. Anadolu'nun eski geleneklerinden biri olan panayırlar, eskiden nisan-haziran ayları arasında her hafta başka bir kasabada düzenlenirmiş. Bu güzel alışkanlık, şimdi maalesef unutulmak üzere...
Yüzyıllardır dedelerinden, babalarından öğrendiklerini yaylalarda yaşatmaya çalışan çobanlar da bu panayıra coşkuyla katıldı; davul zurna eşliğinde halaylar çekildi; Anadolu insanı hayvancılığı korumak ve yaşatmak kararlılığını çok güzel ortaya koydu. / Nedim Atilla
Arkas, Türkiye'nin en iyi şarabını üretmekte kararlı
Arkas Grubu Ege'den doğarak ülkeye ve dünyaya yayılan denizcilik firmalarından biri... Arkas Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas denizlerdeki başarısını şimdi bağlara taşımaya hazırlanıyor. Geçtiğimiz aylarda İdol Şarapları'nın yüzde 70 hissesini satın alan Lucien Arkas, 'Kaliteli şarabı uygun fiyatla sunmak' için çalışıyor.
Geçen yılın son bağbozumunu Arkas'ın kısa bir süre önce aldığı İdol Bağları'nda geçirmiştik. Önceki yıllarda kuraklık nedeniyle erken başlayan bağbozumu, 2009'da biraz daha geç başladı ve bitti... 2010'da hala yağmurlu günler yaşadığımıza göre nasıl bir bağbozumu olacak merakla bekliyoruz. Lucien Arkas'ın 'Hobim' diyerek tanımladığı bağ işinde, gecenin karanlığında başımıza madenci ışıklarını takıp ay ışığında bağbozumunun tanığı ve ortağı olmuştuk. Bağbozumu yaptığımız bağlar, Hitit ardılı bir uygarlık olan Arzawalıların Ege'de kurdukları Puranda Kalesi'ne çok yakındı. Halk arasında Bademgediği diye de bilinen bu yerleşimde Miken ve Hitit izlerini görmek mümkün. Nedim Atilla
Taze otları saksıda sunan lokanta dünyanın en iyisi seçildi
İngiliz gurme dergisi The Restaurant tarafından oluşturulan dünyanın en iyi 50 restoranı listesinde Danimarka'dan Noma birinci oldu. İşte Noma'nın haklı birinciliğinin sırları.
İskandinavlar arasında, Danimarkalıların farklı bir yeri var. Başkent Kopenhag'da da, ülkenin diğer kentlerinde de, diğer Kuzeylilerden farklı olarak insanların yaşama sevinçleri çok yüksek. Kopenhag'daki 'Tivoli Bahçeleri' ya da 'Andersenn'in Masalları' da bunun kanıtı sayılır. Bu nedenle olacak, Kopenhag'daki Noma'nın Dünyanın En İyi Restoranı seçildiğini duyunca pek şaşırmadım.
Aramızda işi hemen 'sponsorluk - ilan ilişkileri' olarak yorumlayan 'gurme' arkadaşlar da oldu ama Noma'yı bilen biri olarak, bu birincilik, gelenekselle yaratıcı yenilikçiliği son derece iyi buluşturan bir restoranın hakkıydı diye düşünüyorum. Üstelik kesinlikle pahalı bir mekan değil. Öğle yemeği mönüsü 75, akşam yemeğiyse şarap hariç 125 lira, zaten fiyatlarını web sitelerinde her gün ilan ediyorlar. İngiliz gurme dergisi The Restaurant tarafından San Pellegrino'nun (soda üreticisi) sponsorluğunda oluşturulan listede, önümüzdeki iki yıl kapalı kalacak olan İspanya'dan El Bulli ikinciliğe; Londra'da baş someliyesi bir Türk olan The Fat Duck ise üçüncülüğe layık görüldü.
Danimarkalılar yeme-içmeye gerçekten meraklı bir millet... Nedim Atilla
Sizin oraların nesi meşhur?
Gastronomi artık turizmin bir dalı oldu, özellikle İtalya ve Fransa bu konuda öncü. Türkiye ise çok özgün mutfak ürünleri olmasına rağmen henüz yol alabilmiş değil. Gastronomi turizmde belirleyici bir etken olmaktan çıktı, başlı başına bir dal haline geldi. Ülkemizden de çok sayıda turist, özellikle Fransa ve İtalya’ya sadece ‘gastronomi turizmi’ için gidiyor. Ne yazık ki henüz Türkiye’ye ‘yemek-içmek-lezzetleri tatmak’ amacıyla gelen turist sayısı oldukça az... Kuşkusuz bu amaçla gelenler var; ama yine de zengin ‘Anadolu mutfağı’nı ancak belli organizasyonların içinde tanıtabiliyoruz. Işılay Saygın, Turizm Bakanı olduğu dönemde, yayınladığı bir genelgeyle “5 yıldızlı oteller mönülerinde Anadolu mutfağından en az bir örnek bulunduracaklardır” dediğinde, bu ülkemizin turizm tarihinde bir ilkti. Geçen hafta içinde katıldığım üç etkinlikte de belirleyici motifin yöresel lezzetler olduğunu görünce, 15 yıl önce Saygın’a “Biz Anadolu mutfağını yabancıya nasıl beğendireceğiz” diye soran, hatta itiraz eden otelciler geldi aklıma… Nedim Atilla
İstanbul'un lüferlerine sahip çıkalım...
Giderek daha az deniz balığı yediğimizin farkında mısınız? İstanbul'un simge balığı lüfer de sofralarımızdan çekilmek üzere... Fikir Sahibi Damaklar, 'İstanbul lüfere hasret kalmasın' kampanyası başlattı.
'Slow Food'un ülkemizdeki liderlerinden Defne Koryürek ve 'Fikir Sahibi Damaklar'a üye olan arkadaşları geçen hafta başında, İstanbul'un kaybolan değerlerinden lüfer balığına dikkat çekmek üzere, Galatasaray'daki Cezayir Restoran'da bir araya geldiler ve bir etkinlik düzenlediler. Defne Koryürek, etkinliğin amacını 'Lüfer, ciddi bir yok olma tehlikesiyle karşı karşıya... İstanbullu eskiden balığa 'derya kuzusu' der ve taptaze tüketirken; bugün, süpermarket balıkçılarının çiftlik balıklarına talim ediyor. Birbirinden ayrı düşen lüfer de, İstanbullu da pek sahipsiz bugün... Lüfere sahip çıkmanın sorumluluğumuz olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle de bir kampanya başlattık ve adına 'İstanbul lüfere hasret kalmasın!' dedik.' diyerek açıkladı.
Kampanyanın ilk adımı olarak bir imza kampanyası başlatıldı. İkinci adım olarak da Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) ile işbirliği içinde bir konferans düzenlendi. Amaç, lüferin yok oluşuna kamuoyunun dikkatini çekmek; hedefse lüfer balığının avlanma alt limitini 14 santimden, en az 20 santime çıkartmaktı. Yani lüferi 'defne yaprağı' ya da 'çinakop' iken avlamamak, yememek gerekiyor yoksa denizlerimizin en lezzetli balıklarından olan lüferin soyu tükenecek. Durum bu kadar vahim...
Nedim Atilla
Tavuk deyip geçmeyin!
Osmanlı usulü tavuk çevirme
15. yüzyıl Türk Mutfağı hakkında bize önemli bilgiler ulaştıran Muhammed bin Mahmud Şirvani'nin tarifleri arasında, çok sayıda tavuklu yemek de var. Turgut Kut'un çevirisiyle okuduğumuz bu tariflerden biri olan 'tavuk çevirmesi'nde, tavuk eti önce bal ve sirke ile haşlanıyor, sonra kızartılıyor. Üzerine de sumak suyu ya da koruk suyu, kabuğu soyulmuş ve dövülmüş badem, gül suyu konuyor; istenirse kuru nane serpiliyormuş. Enteresan değil mi?
Kırmızı et fiyatlarının tavan yapmasına neden olarak gösterilen rivayetler muhtelif. Kimileri kırmızı et ithalatının serbest bırakılması için birtakım spekülatörlerin fiyatları yükselttiğini iddia ediyor. Kimileri de bir türlü artmayan süt fiyatları nedeniyle geçmiş yıllarda süt ineklerinin kesime gönderilmesi sonucu ucuzlayan et fiyatlarının normale döndüğünü iddia ediyor. Sonuçta kırmızı et fiyatları geçen yılın iki katına çıkmış durumda ve vatandaş beyaz ete, daha çok da tavuğa yönelmiş görünüyor.
Nedim Atilla
Ezogelin çorbasıyla hangi İsviçre şarabı iyi gider?
Dünya, gelişen iletişim devrimleriyle herkesin her şeyden hemen haberdar olduğu küçük bir köy haline geldi. Ancak yine de mutfak, yemek, lezzet konularında yerel kalmaya meraklı küçük üreticinin, tüccarın, esnafın da sayısı az değil. Nedim Atilla
Dünya gıdada geleceği tartışıyor
Dubai, Arap Yarımadası’nın güneyinde yedi emirlikten oluşan Birleşik Arap Emirlikleri’nin en güzel ve en pahalı kentlerinden biri. Nedim Atilla
Armola, Çamur, Kopanisti
Nedim Atilla
Herşeyimiz ama en çok da yemeklerimiz benziyor
Sağlıklı, lezzetli ve organik bir öykü
Tarabya'da Alman yemekleri
Levreklerin dernek kurduğu denizler...
Vişne hafif ekşidir hayat ve aşk gibi...
Yaz aylarının vazgeçilmezi, geleneksel tadın yeniden keşfi; limonata...
Uygur Mutfağı
Tabağınızdaki ada
Romantik yolun lezzetleri
Patlıcan olmadan yaz geçer mi?
Yeşil altın...
Dikkate değer genç Türkler!
Alaçatı 'dan yaza merhaba!
Daha çok zeytin ağacı, daha çok zeytinyağı
BİRA: Sosyal hayatın içeceği...
Nedim Atilla
Şerbet-şurup günleri
Kazdağı'nda bahar bir başka güzeldir, yaz bir başka...
Nedim Atilla